Tütün Kullanımı ve Diyabet Hastalığı

#tütünübırak #diyabetiönle 

Erişkinlerde görülen diyabet hastalığı (Tip 2 diyabet); körlük, böbrek yetmezliği, kalp krizi, felç ve alt ekstremite amputasyonu gibi ciddi sağlık sorunları için önemli bir nedensel faktördür. Tütün dumanının oldukça toksik bileşenlerinden biri olan nikotin β hücrelerinin işlevini ve kütlesini bozar, insülin üretimini ve glikoz üretiminin düzenlenmesini etkiler ve bu sayede de tip 2 diyabetin başlangıcında önemli bir rol oynar. Nikotin, oksidatif stresin aktivasyonu yoluyla insülin direncine neden olur. Çok az sayıda bile tütün kullanımı sonrası glukoz toleransında akut bozulma ve insülin direncinde artış olur. Elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünleri ile ilgili yapılan çalışmalar da insülin direncinin artışına dair veriler sunmaktadır. Dolayısıyla, tek çözüm tütün kullanmamak ve içenlerin de bir an önce bırakmalarıdır, çünkü;

  1. Diyabet vakalarının %95’inden fazlası erişkin tip olarak da bilinen tip 2 diyabettir. Tütün kullanımını bırakmak tip 2 diyabet gelişme riskini %30-40 azaltır, hastalığın yönetimi kolaylaşır.
  2. Tütün kullanımı, tip 2 diyabetli kişiler için bir komplikasyon olan kardiyovasküler hastalık gelişme riskini önemli ölçüde artırır. Tütün kullanımı bırakılınca risk azalır.
  3. Tütün kullanımı diyabetik nöropati ve ayaklarda görülen yaraları (ülser) kötüleştirir, iyileşmeyi geciktirir. Tütün kullanımını bırakmak, bu tür komplikasyonlara yakalanma riskini azaltarak uzun dönemde daha iyi sağlık sonuçları elde edilmesini sağlar.
  4. Tip 2 diyabeti olan kişilerde tütün kullanımı retinal kan damarlarına zarar vererek diyabetik retinopati ve görme kaybı riskini artırır. Tütün kullanımını bırakmak görme yetisini korumaya yardımcı olur ve riskleri azaltır.
  5. Tütün kullanımı ve tütün dumanından pasif etkilenim, tip 2 diyabetin daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden olabilir. Kamuya açık kapalı alanlarda tütün dumansız politikaların uygulanması sağlanmalı ve bireylerin sağlık hakları korunmalıdır.

Dilek Aslan tarafından hazırlanmıştır.

Kaynak: WHO, Tobacco and Diabetes. https://iris.who.int/bitstream/handle/10665/373988/9789240084179-eng.pdf?sequence=1

Sosyal medyada karşılaştığımız yanlış bilgileri nasıl raporlayacağımızı biliyor muyuz?

Yanlış bilgilerle mücadele her yurttaşın sorumluluğundadır. Bu amaçla sosyal medya platformları kendi sistemleri içinde yanlış bilgi paylaşımı ile karşılaşıldığında neler yapılması gerektiği ile ilgili çeşitli yönlendirmeler yapmaktadırlar. Bu yönlendirmeleri gerekli durumlarda kullanmak uygun olur. Dünya Sağlık Örgütü, web sayfasında, https://www.who.int/campaigns/connecting-the-world-to-combat-coronavirus/how-to-report-misinformation-online adresinde bu konuda kısa bir belge paylaşmıştır. İlgilenenler inceleyebilirler ve yararlanabilirler. Çevrimiçi ortamlarda yanlış bilginin nasıl rapor edilebileceği ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Yanlış bilgilerin yayılmasını önleme konusunda duyduğumuz sorumluluğun öncelikli göstergesi “YANLIŞ BİLGİ PAYLAŞMAMAK” olmalıdır. Bu ilk adımın ardından kullandığımız sosyal medya platformlarının yönlendirmelerinden yararlanabiliriz.

14.9.2023

Dikkat ! Yanlış bilgi paylaşmayın…

Yanlış içerik paylaşımının riskleri bilinmektedir.  Bu konuda çevrimiçi (online) ortamların süreci hızlandırdığına dair son dönemlerde verilerde artış görülmektedir. Örneğin; Wang ve arkadaşları tarafından 2018 yılında yayınlanan bir makalede incelenen 57 farklı çalışmada sağlıkla ilgili yanlış bilgi paylaşımlarının en fazla aşılama, Ebola virüsü, Zika virüsü olmakla beraber beslenme, kanser, suyun florlanması ve sigara gibi konularda da yanlış bilgi paylaşımlarının olduğu belirlenmiştir (1). Yanlış bilgilerin yayılma hızı da farklı zamanlarda yapılan çalışmalarla ortaya koyulmuştur. Vosoughi ve arkadaşları tarafından 2018 yılında önemli bir bilimsel dergide yayınlanmış makalede çevrimiçi ortamda yanlış içerikli söylentilerin daha uzak mesafelere, daha geniş bir alana, daha hızlı yayıldığı belirtilmektedir. Yanlış içerikli söylentilerin insanlar üzerinde korku, güvensizlik ve şaşkınlık duygularını daha fazla yarattığı ifade edilmektedir. Çalışmada 2006-2017 yılları arasında bir sosyal medya ortamında paylaşılan 126000 söylenti incelenmiştir. Söylentiler 3 milyon kişi tarafından 4,5 milyon kez paylaşılmıştır (2).

Doğru bilgi kaynakları toplumda yanlış bilgilerin yayılmasının önlenmesi için son derece önemlidir. Bu konuda Collis ve arkadaşları tarafından 2022 yılında önemli bir makale yayınlamıştır. Yazarlar, 67 ülkeden elde ettikleri verileri içeren çalışmalarında; bilgi kaynağı olarak güven duyulması açısından yerel sağlık çalışanlarının iyi bir düzeyde olduklarını vurgulamışlardır. Bununla birlikte, pek çok ülkede sağlık çalışanlarının bilgi kaynakları arasında olmadıkları belirtilmiştir. Aynı çalışmada televizyonun en sık başvurulan bilgi kaynakları arasında olduğu, ancak televizyona olan güvenin ülkeler arasında farklılık gösterdiği belirtilmiştir (3).

Doğru bilgilerin doğru zamanda doğru hedef kitlelere ulaştırılması önemli bir sorumluluktur. Bilimsel çalışmalarla ortaya konulan bilimsel verilerden yararlanmak bu sorumluluğun yerine getirilmesine katkı sağlayacaktır.

Dilek Aslan, 11.6.2023

Kaynaklar

  1. Wang Y, McKee M, Torbica A, Stuckler D. Systematic Literature Review on the Spread of Health-related Misinformation on Social Media. Soc Sci Med. 2019 Nov;240:112552.
  2. Vosoughi S, Roy D, Aral S. The spread of true and false news online. Science. 2018 Mar 9;359(6380):1146-1151.
  3. Collis A, Garimella K, Moehring A, Rahimian MA, Babalola S, Gobat NH, Shattuck D, Stolow J, Aral S, Eckles D. Global survey on COVID-19 beliefs, behaviours and norms. Nat Hum Behav. 2022 Sep;6(9):1310-1317.

Yaşlı sağlığı ve hastalıkları konulu çevrimiçi bir eğitim…

Dünyada nüfusun yaşlanmasıyla birlikte yaşlı sağlığı ve hastalıkları konusunda eğitimlerin önemi artmaktadır. Sorunların küresel boyutları dikkate alındığında, uluslararası platformlarda düzenlenen eğitimler bakış açılarını zenginleştirmekte, bu alanda çalışan kişilerin deneyimlerini paylaşmalarına olanak sağlamaktadır.

Uluslararası Gerontoloji ve Geriatri Birliği (IAGG)-Geriatri Eğitimi Federasyonu (FGE) tarafından düzenlenen çevrimiçi eğitimleri yaşlı sağlığı ve hastalıkları konularında gelişmeye oldukça önemli bir katkı sağlamaktadır. Multidisipliner, interdisipliner bir yaklaşımla hazırlanan eğitimler yaşlı sağlığının farklı boyutlarında deneyim kazandırmaktadır. Bu eğitimlerin güncel olanlarından birisi 25 Mayıs 2023 tarihinde başlayacaktır. Eğitim, Avrupa, Afrika ve Orta Doğu bölgelerinde çalışan ve yaşlı sağlığı ve hastalıkları konularında çalışan profesyonellere yöneliktir. Programın ilk duyurusu ilan edilmiştir. Kursun çevrimiçi ve ücretsiz olarak yapılıyor olması oldukça önemli avantajlar arasında.

İlgilenenlerin sayfada duyurulduğu üzere başvuru yapmaları gerekmektedir.

Dilek Aslan, 16.4.2024

Kaynak

  1. https://iagg-fge.org/

Eğitim serisinin 2. etkinliği (22.6.2023)

Kolera ile ilgili bilmemiz gerekenler…

Kolera, şiddetli ishal ve kusmaya neden olabilen bakteriyel bir enfeksiyondur. Bakterinin adı Vibrio cholerae‘dır (1).

Bakteri ile temas eden suyun ya da yiyeceklerin tüketilmesi sonrası ağız yoluyla ya da dışkı ile temas eden ellerin yıkanmaması nedeniyle ortaya çıkar (1).

Kolera nedeniyle dünyada her yıl 1,3-4 milyon kişinin hastalandığı ve 21000-143000 kişinin öldüğü belirtilmektedir (2).

Belirtiler bakteri bulaştıktan 12 saat-5 gün sonra başlar (1).

Hastalığın öne çıkan belirtileri arasında şiddetli ishal (sulu ishal; pirinç suyuna benzeyen kıvamda olduğu ifade edilir), karın ağrısı, bulantı, kusma, bacaklarda ağrı, kas krampları, susuzluk hissi yer alır (1-3).

Hastalık tedavi edilmediğinde çok hızlı seyreder, fazla miktarda sıvı kaybı (dehidratasyon) görülür. Kaybedilen sıvı yerine konulmaz ise, tedavi edilmez ise hastalık ölümle sonuçlanabilir. Vücuttan aşırı sıvı kaybının bazı bulgu ve belirtileri arasında susuzluk, halsizlik, yorgunluk, gözlerde “içe çökme”, cildin esnekliğinde azalma yer alır. Kolera açısından risk altındaki kişiler kırılgan gruplardır (örneğin; bebekler, çocuklar, yaşlılar) (1).

Hastalıktan korunmak için temiz suyun ve hijyen koşullarının herkes için sağlanması gerekir. Hastalık olduğunda da ağızdan sıvı tedavisine hemen (vakit kaybetmeden) başlanması gerekir. Hastalık şüphesi olan kişilerin hemen sağlık kurumuna götürülmesi gerekir (1,2).

Hastalığın aşısı vardır. Ağızdan uygulanır (oral kolera aşısı). Ağızdan uygulanan kolera aşısı bir yaşından büyük çocuklara, erişkinlere uygulanabilir. Aşı hastalığı durdurmak için önemlidir, ancak güvenli su ve sanitasyona erişim, toplumsal düzeyde korunmak için en önemli adımdır (1,2).

Dilek Aslan, 14.4.2023

Kaynaklar

  1. WHO, https://www.who.int/news-room/questions-and-answers/item/cholera-outbreaks
  2. WHO, Africa https://www.afro.who.int/health-topics/cholera
  3. T.C. Sağlık Bakanlığı, https://hsgm.saglik.gov.tr/tr/bulasici-hastaliklar/kolera/kolera-liste/kolera.html

Türkçe görsel

İngilizce görsel